31 Mayıs 2014 Cumartesi

Baltimore’dan Cennete ”R.İ.P. Reggie Lewis”


Ölüm, hayatın içindeki en kaçınılmaz, en acı ve en büyük gerçek.
Her ölüm acıdır tabi ki, fakat özellikle sporcu ölümleri yeşil sahalarda veya spor salonlarında olan talihsiz olaylar daha bir garip ve üzücü gelir insana.
Çünkü mantık olarak o sırada aktif sporcu oldukları için haliyle genç sayılacak yaştalardır ve her saniyeleri her hareketleri kontrol altındadır, işleri spordur. Binlerce milyonlarca hayranları onlara ölümü bırakın sakatlığı dahi yakıştıramaz, kabullenemez.
Fakat gel gelelim ki ölüm ne işe ne yaşa bakıyor.
Bu yazımda sizlere 1993 yılında henüz 27 yaşındayken hayatını kaybeden, Boston Celtics’in eski yıldızlarından (belkide yaşasa Celtics tarihinin en büyük efsanelerinden biri olacaktı) Reggie Lewis’in trajik hikayesini anlatacağım.
Öncelikle belirtmek istediğim bir şey var.
Konuyu 2 kısım olarak ayırmaya karar verdim, şu an okumakta olduğunuz ilk kısımda yüzeysel olarak Reggie Lewis’i tanıtıp hikayesini sizlere aktarmaya çalışacağım. İkinci kısımda Lewis’in kariyerinin dönüm noktalarını, yükselişini, zirve dönemini, oyuna nasıl hükmettiğini, liderliğini ve o efsane dönemin arkasından gelmenin zorluklarını biraz daha teknik ve taktiğe dayalı yorumlar ile kendi bakış açımdan sizelere aktarmaya çalışacağım.
Lewis, 21 Kasım 1965 yılında Chesapeake Körfezi’nin batı kısmında yer alan Maryland eyaletinin en büyük şehri Baltimore’da dünyaya geldi.1981 yılında ögrenim hayatını sürdüreceği Dunbar lisesine kayıt olan Lewis’in basketbol ile de ilk tanışması burada oldu.
Lewis, Dunbar’da daha sonraki yıllarda birlikte NBA’de de forma giyeceği Reggie Williams, Muggsy Bouges ve David Wingate ile birlikte harikalar yaratıp rekorları alt üst etti.
İlk yıllarında 29-0 ikinci yılında ise 31-0’lık dereceler ile üst üste tam 60 maç kazanan 4’lü USA Today’in manşetlerine kadar yükseldi.

1983 yılında Boston’da bulunan Northeastern Universitesini kazanmayı başaran genç Reggie burada da bir yandan eğitimine devam ederken bir yandan da basketbol takımında harikalar yaratıp henüz ilk yılında takım kaptanlığına yükseldi.
Northeastern’da forma giydiği 4 yılda da takımı ile her sezon NCAA turnuvalarına katılmayı başaran Lewis, 22.2 sayı, 7.9 ribaund gibi ortalamalar tutturarak NCAA tarihinin en skorer 10 isminden biri olmayı başarmasının yanı sıra, attığı 2.708 sayıyla da Northeastern tarihinin en çok sayı atan oyuncusu oldu. (Rekor hala kırılamadı)
2 yıl sonra 35 numaralı formasının emekli edileceği Northeastern’da eğitiminide tamamladıktan sonra 1987 yılında NBA draft’ine girmeye karar veren Lewis, Boston Celtics tarafından ilk turda 22. sıradan seçildi.

Çaylak sezonunun büyük bir kısmı çoğu oyuncuda olduğu gibi benchde geçse de bulduğu fırsatları iyi değerlendirerek teknik ekibin ve seyircinin gönlünde taht kurmayı başardı.
Takımındaki 2. sezonunda o dönemki takımın yıldız ismi Lary Bird’ün ciddi sakatlığının da etkisi ile sorumluluğu ve dakikaları iyice arttı.
Lary Bird’ün de ligdeki son sezonu olan 1991-1992 sezonu Reggie’nin zirve yaptığı ve oyuna yavaş yavaş hükmetmeye başlayarak liderliğe adım atığı yıl oldu.
82 maçın tamamında sahaya ilk 5 çıkıp ortalama 37.4 dakika sahada kalan Lewis,
%50 saha içi isabet yüzdesi ile 20.8 sayı, 4.8 ribaund, 2.3 asist, 1.5 top çalma, 1.5 blok gibi harika ortalamalar tutturarak o sezon All-Star seçilme başarısınıda gösterdi.
”Merak Edenler için küçük bir not:
Kariyerindeki tek All-Star maçı olan Orlando Arena’da Batı Konferansının 153-113 kazandığı maçtaki istatislikleri:
15 dakikada 7 sayı, 4 ribaund, 2 asist.”

1992-1993 sezonu ile beraber artık takımın efsane oyuncusu Lary Bird emekli olmuş ve takımın hem yeni kaptanı hemde yeni lideri Reggie Lewis olmuştu.
Kadroda Robert Parish, Kevin McHale, Xavier McDaniels, Dee Brown, Kevin Gamble gibi oyuncular bulunuyordu.
Reggie o sezonuda 20.8 sayı, 4.3 ribaund, 3.7 asist, 1.5 top çalma ve 1 blok gibi istatislikler ile tamamlayıp takımı ile Doğu konferansında New York Knicks, Chicago Bulls ve Cleveland Cavaliers’ın ardından 4. oluyor ve bir alt sırasındaki  Larry Johnson’lı, Alonzo Mourning’li, Kendall Gill’li, Del Curry’li ve Dunbar lisesinden eski takım arkadaşı olan Muggsy Bogues’lu Charlotte Hornets ile eşleşiyordu.
Talihsiz serinin Boston Garden’da oynanan ilk maçına playoff’larda ilk kez takımın lideri olarak sahaya çıkan Lewis harika bir başlangıç yaptı.
İlk 6 dakika da takımının kaydettiği 16 sayının 11’ini üreten Reggie periyot sonuna doğru takımının hücumda olduğu sırada bir anda yere yığıldı.

Nefes almakta zorluk çektiğini söyleyen ve hemen kenara gelen Reggie daha sonra toparlanıp tekrar oyuna dahil oldu ve 7 dakika daha oynayarak 6 sayı daha attı. Fakat ters giden bir şeyler olduğu kesindi.
Bir süre sonra bu kez de baş dönmesi ve görme bozukluğu şikayetleri ile tekrar kenara geldi ve bir daha oyuna giremedi.
Seyirciler Reggie’nin yüzündeki acıyı görünce endişelenmiş ve liderlerinin sakatlığının ne olduğunu öğrenmeye çalışıyorlardı. İşte o bakışlar arasında soyunma odasına doğru küçük adımlar ile ilerleyen Lewis arkasında bıraktığı parkelere bir daha asla dönemeyecek ve ne yazık ki bu onun hayatındaki son maçı olacaktı…

Daha sonra devam eden maçta Lewis’in yerine oyuna dahil olan Sherman Douglas’ın triple double’ı 1 ribaund ile kaçıran harika performansı ile kenardan gelen Kevin McHale, Xavier McDaniels ve Dee Brown’ın iyi performansları Celtics’i 112-101’lik skorla galibiyete taşıyarak seride 1-0 öne geçirmişti.
Seyirciler mutluydu fakat akıllarda hala Lewis vardı. Onun tanımlanamayan rahatsızlığı takımın da taraftarlarında moralini bozdu ve serinin geri kalan maçlarında liderleri olmadan mücadele etmek zorunda kalan Celtler arka arkaya 3 maçıda kaybederek ilk turda playofflara veda etti.
Bu sıralarda birçok doktor gezen Reggie Lewis’e kimi doktorlar rahatsızlığının kalpte meydana gelen bir ritim bozukluğu olduğunu, kimi doktorlar önemsiz bir şey olduğunu ve tedavi olabileceğini, kimi doktorlar ise spor hayatını noktalaması gerektiğini, aksi takdirde bunun canına mal olabilecek derecede tehlikeli boyutlara varabileceğinden bahsetti.
Hastalığına bir türlü kesin olarak bir teşhis konamayan Reggie’nin morali çok bozulmuştu, ne varki üzüntülerini unutmanın yolu gene parkelerden geçiyordu.
Bir süre ara verdiği basketbolu çok özleyen Reggie ara sıra, bunun sağlığına bir zarar vermeyeceğini düşnünerek ufak çaplı şut idmanları ile özlem gideriyordu.
Tarih yaprakları 27 temmuz 1993’ü gösteriyordu.
Henüz playofflar sona ereli, Chicago Bulls şampiyonluğa ulaşalı ve Michael Jordan MVP seçileli bir kaç hafta olmuştu. 26 nisandaki o talihsiz olayın üzerinden tam 3 ay geçmiş ve basketbol özlemi günden güne artan Reggie, Boston da yer alan Brandies Üniversitesi’nin antreman sahasına giderek biraz parkeye basmak, basketbol topuna dokunmak istemişti.
Birkaç ufak tefek ısınma hareketinin ardından serbest atış çizgisine geçen Reggie şut attığı sırada birden bire tıpkı Charlotte maçında olduğu gibi yere yığıldı fakat ne yazık ki bu kez bir daha ayağa kalkamadı.
Saha görevlilerinin ilk müdahalesinin ardından acilen hastaneye kaldırılan Lewis tüm müdahalelere rağmen 27 temmuz 1993’te henüz 27 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.

Ölüm haberi başta Celtics camiası, takım arkadaşları, yöneticiler ve taraftarlar olmak üzere taraflı tarafsız tüm basketbol severlerin, tüm spor severlerin yüreğini acıttı. Ölüm sebebi olarak ” hipertrofik kardiyomiyopati” teşhisi konuldu.
Bu Lewis’ten 3 yıl önce, 4 mart 1990 günü 23 yaşında hayatını kaybeden Loyola Marymount Üniversitesinin oyuncusu Eric “Hank” Gathers’a konulan teşhis ile aynıydı.
Yada 2000 yılında 30 yaşında hayatını kaybeden eski Fenerbahçe ve Efes Pilsen oyuncusu Conrad McRae gibi.
Lewis’in draft edildiği 1987 yılından 1 yıl önceki draftte 2. sıradan Len Bias’ı seçip, seçtiğinden günler sonra oyuncunun hayatını kaybetmesi ile sarsılan Boston Celtics’te Lewis’in de hayatını kaybetmesi ile uzun yıllar sürecek olan çöküş dönemi de başlamış oldu.
Reggie Lewis 27 yıllık ömründe, 6 sezon NBA’de oynayıp 450 maç çıkarak 17.6 sayı, 4.3 ribaund, 2.3 asist, 1.3 top maçla ve 1 blok ortalamaları tutturmuş 3 kere NCAA’de yılın oyuncusu seçilmiş, 1 defa da NBA’de All-Star seçilmiş bir oyuncu olarak kariyerini ve hayatını noktaladı.

Şimdi bir çok kişinin aklında özellikle de başta ben olmak üzere tüm Celtics fanlarında şu düşünce var; Celtics franchise’ı bu talihsizlikleri yaşamasa acaba bu gün kaç şampiyonluğu daha olurdu.
Tıpkı Reggie Lewis gibi daha sonra başka bir yazımda hayatını anlatmak istediğim Len Bias da çok genç yaşta hayata gözlerini yummasaydılar, bir Robert Parish, bir Kevin McHale, bir Larry Bird, bir John Havlicek, bir Bob Cousy, bir Bill Russell gibi şampiyonluklar ile dolu efsane kariyerlere sahip olamayacaklarını kim iddia edebilirdi ki???

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder